Kayıtlar

düşünüş üzerine etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Kamil İnsan 2

Önceki yazimda bahsettigim "olmuş insan" kavraminin ismini her ne kadar "kâmil" koymuş olsam da, öyle sanıyorum ki bu kâmiliyeti yalnız isminde bırakmış, kelimenin mahiyetine ihanet etmiş oluyorum. O yüzden İslam'dan beslenen "Kemal" tabiri yerine çerçevesini batı düşüncesinin çizdiği "üstün insan" ibaresini kullanmak daha yerinde olur. En nihayetinde ben, insanın üst sınırını düşünce esaslı kurgulamışım. İşte belki de bunun yüzünden, tahayyül ettigim varılacak nihai hedefe fikri olgunlukla ulaşılacağını düşündüğüm icin düşüncelerimdeki gediklerden huzursuzluk duyuyordum. Peki İslam'da 'üstünlüğün' kriteri insanın ürettiği ve topladığı düşünce/bilgi birikimi mi ki? Eğer böyle olsaydı Allah bütün insanları eşit zeka kapasitesiyle yaratmaz miydi? Her fîtri yapının, her zeka seviyesinin bu dünyadaki sorumlulukları aynı mıdır? Üstünlük ancak takva iledir. (hucurat/13) "Andolsun asra ki, muhakkak insan kat'i bir zi...
Bir düşünce sahibi oldugunda, kendini o düşünceye hangi etkenlerin götürdüğünü ve bu etkenlerin saglık derecesinin tahkikatını yapabilmek her babayigidin harci degil. İsmet Özel'in en çok da bu yönü beni benden alıyor. Adam düşünüyor, sonra neden böyle düşündüğünü kendini kendinden bağımsız bir noktaya konumlandirarak tahlil edebiliyor.

Kâmil Karakter

Bu bir günah çıkartma yazısı belki, belki bir itirafname, bir küçük deneme... Küçük "faydasiz yazılar" dan biri diyelim iyisi. Zihnimin dağınıklığından, ve bunun getirebileceği konu bütünlüğü eksikliğinden ötürü şimdiden özür dilerim. Sanki sözlerim pek dinleniyormuş gibi, çevre nispetinde pek itibarı varmış gibi; çeşitli konularda bir yönlü görüşe katılmadığım ya da yeni bir yaklaşım üretmediğim için, en spesifik olarak da 'kimliğimi oluşturan bazı unsurların nasıl kimliğimde yer ettiğini sorgulayip da tatmin edici bir cevap bulamadığım' için, içten içe utanç duyuyor, bunu gururuma yediremiyordum. Karakteri kemaliyete erdirme cabası diyorum buna. Karakterin kemaliyeti de ne demek? Dünyevi olsun olmasın, yoruma açık her konuda, "niye"si sorulabilecek her şeyin sebebini benimsemiş olma; şüphe barindirabilecek her meseleyi bütün yönleriyle tahlil etmiş olmanın getirdiği özgüven; bir kesin duruş icinde bulunma hali... İşte zihni yapının bütünlüğü, işte şa...
Geçenlerde bi laf paylaşmış face'den sözün cazibesine kapılıp, yine ateist kankalarımdan biri. " cennete inananlar dünyayı her zaman cehenneme çevirmiştir " Söz, face'teki "karikaterist" sayfasından. Yine bomboş ateistlerin can havliyle sarılabileceği cinsten. Boş diyorum çünkü insan azcık bir mantık yürütse, azıcık tarihten haberdar olsa etmez, edemez böyle afili laflar. Fotoğraf, çok büyük ihtimal, afgan direnişinden alınmış bir militan fotoğrafı. Tabi bizim arkadaşların "resmi asker üniforması haricindeki" her eli keleşliyi "terörist" ilan etmelerinden mütevellit, bu da onlar için tartışmasız "cahil bir cani"den ibaretti. Halbukim anlatsan ki o cennete inanan insanların, topraklarına girmiş hem emperyalist hem anti-emperyalist güçlere yıllar boyu nasıl direndiklerini... Anlatsan ki dünyada mazlumların esasını müslümanların teşkil ettiğini... Anlatsan ki açgözlülükle her gün bir yeni toprak parçası işgal edenlerin müslüm...

Nasıl Düşünülebilir?

Bir inanca bagli olmayıp, objektifçe dogruyu aramaya çalışan insana, doğru argümanlarla istediğiniz düşünceyi kabul ettirebilirsiniz. Ha böyle insan var mıdır? Ben rast gelmedim henüz ama neden olmasın. Dediklerimi biraz açacak olursam: Sosyal ilimlerde kanıtlanabilirlik olmadığından, önyargilarini ve diğer çevresel etkenlerini kirabilmis adama, doğru tezlerle, birbirine zıt iki düşünceyi de kabul ettirebilirsiniz farklı zamanlarda. Mantıksallik açısından her düşünceyi bir diğeriyle aynı seviyeye çıkarabilirsiniz. Mesela iki zıt iktisat ekolünü ele alalım: Kapitalizm ve komünizm. Cam fanus içerisinde büyümüş bir insana kapitalizmi mantıklı buldurabileceginiz kadar komünizmi de mantıklı buldurabilirsiniz. Tabi bunlar için deneklerinizin bir de dediğim gibi çevresel faktörlerin etkisini bertaraf edebiliyor olması gerek, yani zihninin nelerden hangi sebeplerle etkilendiğini seçebiliyor olmasi lazım. Yoksa mesela devlete son derece sadık bir aileden/kültürden gelen insan devletin resm...
Çeşitli dünya görüşlerini tanıma fırsatı bulamadığı için sığ kalmış zihin, siyahı eleştirenleri beyaz ilan ediyor. Çünkü onun için, ya siyahtan olman gerek ya beyazdan. Art niyetten değil belki, muhtemelen kategorize etmenin tanımayı kolaylaştırmasından. Her chp'yi eleştireni akp'li, her türkçülüğü eleştireni kürtçü, her kapitalizmi eleştireni sosyalist, her "cemaat" diyeni de gülen'ci olarak sıfatlandırmak da yine aynı hamurun ürünü. 

Dinini Seçmek

Din, üzerinde düşünülmesi gereken bir olgu.  Herkes, düşünmediği için, kaçamak cevaplar veriyor. Adama soruyorum sen Müslüman mısın diye, evet diyor. Fakat sınıfta şeriat deyince, adamı benim yanımda değil hocanın yanında görüyorum. Muhafazakarlık ile “radikal” Müslüman arasındaki kalın fark bu sanırım. İnsan, dinini “seçmeli” tam anlamıyla; çünkü İslam, babadan oğula geçmez. Seçmediği zaman, ya zaten kendisi gibi İslam’ı seçmemiş Müslüman ebebeynlerinin yolundan gidiyor, gittikçe “geniş”liyor ve “benim vicdanım temiz”ci olup çıkıyor; ya da ateizmin kurbanı oluyor. Hani bilinçli, şeytani ateistlerden de değil. Üzerine düşünmeye üşendiği için, ya da emirlerinden korktuğu için sorulduğunda Müslümanım diyor, “e peki?”  dersen de “sanane kardeşim”.